2025 yılı havacılık ve savunma sanayii için yalnızca bir büyüme dönemi değil, hızdan yapay zekâya, süpersonikten savunma ihracatına uzanan yeni bir çağın başlangıcı oldu. Türkiye’nin HÜRJET ve KAAN hamlelerinden THY’nin küresel liderliğine kadar gökyüzünde dengeler yeniden şekillendi.
Havacılık ve savunma sanayii 2025 yılında yalnızca üretim ve teslimat rakamlarıyla değil; hız, teknoloji ve jeopolitik etki alanlarıyla da küresel gündemin merkezinde yer aldı. Gökyüzü artık sadece ulaşımın değil, rekabetin, caydırıcılığın ve teknolojik üstünlüğün en görünür sahnesi hâline geldi. 2025, sektör için bir “toparlanma yılı” değil; yeni bir çağın eşiği olarak kayda geçti.
Sivil havacılıkta 2025 yılı, yolcu talebindeki artışın devam ettiği ancak bu büyümenin tedarik zinciri sorunları, sertleşen üretici rekabeti ve güvenlik başlıklarıyla sınandığı bir dönem oldu. Küresel ölçekte uçak ihtiyacı artarken, motor ve parça teminindeki gecikmeler üreticilerin teslimat takvimlerini zorladı.
Havacılık devlerinin rekabeti
Airbus–Boeing rekabeti yıl boyunca sektörün nabzını tuttu. Airbus, yılın ilk 11 ayında 657 uçak teslim ederek operasyonel istikrarını korudu. Boeing ise 537 teslimatta kalsa da, yaklaşık 1000 adetlik brüt sipariş rakamıyla geleceğe dönük güçlü bir portföy oluşturdu.
Dünyanın en fazla satan uçağı oldu
Airbus, ekim ayında Suudi Arabistanlı Flynas’a yaptığı A320 teslimatıyla birlikte, A320 ailesinin toplam teslimat sayısında Boeing 737’yi geride bıraktığını açıkladı. Böylece A320, dünyada en çok teslim edilen yolcu uçağı oldu.

Ortaya çıkan tablo netti: Airbus bugünü güvence altına alırken, Boeing orta ve uzun vadeye yatırım yaptı. Teslimat bugünü, sipariş ise yarını temsil etti.
Gökyüzünde süpersonik hız yeniden tanımlandı
2025’i önceki yıllardan ayıran en önemli gelişme, süpersonik yolcu taşımacılığının yeniden gerçekçi bir hedef hâline gelmesi oldu. Concorde’un emekliye ayrılmasının ardından onlarca yıl boyunca rafa kaldırılan bu konsept, bu kez daha sessiz, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir vizyonla geri döndü.
NASA ve Lockheed Martin ortaklığında geliştirilen X-59, sessiz süpersonik uçuşun yalnızca teorik bir fikir olmadığını gösterdi. Ekim ayında gerçekleştirilen ilk uçuş, ses patlamasının rahatsız edici bir gürültü olmaktan çıkarılabileceğini kanıtlayan kritik bir eşik olarak kayda geçti.

Bu teknolojinin olgunlaşması hâlinde, 1970’lerden bu yana yürürlükte olan karalar üzerindeki süpersonik uçuş yasaklarının yeniden tartışmaya açtı. Özel sektör cephesinde ise Boom Supersonic öne çıktı. XB-1 test uçağının ses duvarını aşması, Concorde’dan sonra özel bir şirket tarafından gerçekleştirilen ilk sivil süpersonik uçuş olarak tarihe geçti.
“Boomless cruise” (gürültüsüz seyir) testleri ve Overture uçağı için geliştirilen Symphony motoru, süpersonik taşımacılığın nostaljik bir hayal değil, ticari bir hedef hâline geldiğini ortaya koydu. Japonya’nın projeye gösterdiği ilgi ise Asya pazarının bu dönüşümde oynayacağı rolü işaret etti.
Sessiz ama kararlı adımlar
Süpersonik gelişmelerin ötesinde, hipersonik kavram da 2025’te sessiz fakat kararlı biçimde ilerledi. Hermeus’un Quarterhorse test uçuşları, Mach 5 ve üzeri hızların yalnızca askeri uygulamalarla sınırlı kalmayabileceğine dair ilk güçlü sinyalleri verdi. Kısa vadede askeri öncelik taşısa da, uzun vadede sivil taşımacılığın da bu hız rejimine yaklaşabileceği konuşulmaya başlandı.
2025 Yılı Türkiye için sıçrama dönemi
2025, Türkiye açısından havacılık ve savunma sanayiinde bir kırılma noktası oldu. Yılın son günlerine yaklaşırken, Türkiye’nin ilk milli jet eğitim ve hafif taarruz uçağı HÜRJET için İspanya Hava Kuvvetleri’nden gelen 30 adetlik sipariş, Türkiye’nin küresel havacılık pazarındaki konumunu somut biçimde ortaya koydu.

KAAN’ın uçuş testlerinin ilerlemesi, KIZILELMA ve ANKA-3 gibi jet motorlu insansız hava araçlarının olgunlaşması; Türkiye’nin artık yalnızca kullanıcı değil, tasarlayan, geliştiren ve ihraç eden bir aktör olduğunu net şekilde gösterdi. Bu dönüşüm yalnızca platformlarla sınırlı kalmadı.
TF6000 ve TF10000 yerli motor projeleri, AESA ve 4D radar sistemleri, hava savunmada geliştirilen “Çelik Kubbe” konsepti; Türkiye’nin savunmayı bütüncül ve ağ merkezli bir mimariyle ele aldığını ortaya koydu. Yaklaşık 6,5 milyar dolarlık yeni hava savunma sözleşmeleri, yazılım, yapay zekâ ve sensör füzyonunun savunmanın merkezine yerleştiğini gösterdi.
THY’nin küresel liderliği, 5 büyük şirketimizin başarısı
Uluslararası alanda da bu yükseliş rakamlara yansıdı. Türkiye’den beş büyük savunma şirketinin Defense News Top 100 listesine girmesi ve savunma-havacılık ihracatının yıl sonunda yaklaşık 8,4 milyar dolara ulaşmasının beklenmesi, büyümenin geçici değil, yapısal olduğunu kanıtladı.

Sivil havacılıkta ise Türk Hava Yolları (THY), Skytrax ödülleriyle Avrupa’daki liderliğini pekiştirirken; İstanbul Havalimanı’nın dünyanın en iyileri arasındaki konumunu koruması, altyapı yatırımlarının stratejik karşılığını verdiğini gösterdi. Singapur Changi zirvedeki yerini korusa da, Türkiye artık bu ligde kalıcı bir oyuncu hâline geldi.
2026’da bizi neler bekliyor?
2025 geride kalırken, havacılık sektörü 2026’da bir üst seviyeye odaklanmış durumda. 2026, yalnızca daha fazla uçuşun değil; daha akıllı, daha çevreci ve daha entegre bir sistemin şekillendiği yıl olma potansiyeli taşıyor.
Yolcu sayıları rekor seviyelere yaklaşırken, uçaklar daha yüksek doluluk oranlarıyla uçuyor ve havayolları uzun bir aradan sonra yeniden sürdürülebilir kârlılığı konuşmaya başlıyor. Ancak bu büyüme, geçmişte olduğu gibi yalnızca kapasite artırımıyla değil; veri odaklı, çevik ve teknoloji destekli bir yönetim anlayışıyla mümkün olacak.
Havacılığın yeni omurgası: Yapay zekâ
2026’da yapay zekâ, havacılığın arka plandaki en kritik bileşeni hâline geliyor. Skywise gibi veri analitiği platformları rota planlamasını optimize ederken, Ramco Aviation Suite bakım süreçlerinde olası arızaları önceden öngörüyor. Red Hat OpenShift AI, şirketlerin kendi yapay zekâ modellerini geliştirmesine imkân tanıyor.
GPT-4 ve benzeri büyük dil modelleri tabanlı chatbotlar, yolculara 7/24 destek sağlıyor. Pilotlara karar desteği sunan LeRAAT sistemleri ve uçak yüzeylerini tarayarak mikro kusurları tespit eden Air-Cobot gibi çözümler, insan faktörünü tamamlayıcı bir rol üstleniyor. Bakım, operasyon ve dinamik fiyatlandırma süreçleri daha güvenli ve daha verimli hâle geliyor. Havacılık, adeta yaşayan bir “akıllı sinir ağı” gibi çalışmaya başlıyor.
Sürdürülebilirlik seçenek olmaktan çıkıyor
2026’nın vazgeçilmez başlığı sürdürülebilirlik olacak. Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF), birçok havayolu için fiilen zorunlu hâle gelirken; karbon vergileri ve çevre regülasyonları sektörü yeşil operasyonlara yönlendiriyor.

Rolls-Royce Trent, GE GEnx ve Pratt & Whitney GTF gibi modern motorlar SAF ile uyumlu çalışarak CO₂ (karbondioksit) emisyonlarında yüzde 65–80’e varan düşüşler sağlayabiliyor. Neste, Shell Avelia ve SkyNRG gibi tedarikçiler ile dijital platformlar, SAF kullanımını optimize ediyor. Bilet fiyatları üzerinde baskı oluşsa da, çevreci operasyonlar artık hem bir zorunluluk hem de rekabet avantajı olarak görülüyor.
Şehir içi havacılık yeniden şekilleniyor
Uçak tasarımında eğilim, büyük ve ağır gövdelerden daha verimli, uzun menzilli dar gövdeli modellere kayıyor. Boeing 787, Airbus A321XLR ve Comac C919 gibi uçaklar, uzun mesafeli direkt uçuşları mümkün kılarken yakıt tüketimini ve karbon ayak izini azaltıyor.

Şehir içi ulaşımda ise eVTOL hava taksileri 2026’da sınırlı ticari operasyonlara başlıyor. Joby Aviation, Volocopter ve Lilium gibi şirketler pilot uygulamalarla büyük şehirlerde hava mobilitesinin temellerini atıyor. Amaç, trafik yoğunluğunu azaltmak ve zaman tasarrufu sağlamak.
Eski riskler ve yeni denge ortaklıkları
Tüm bu olumlu tabloya rağmen, siber güvenlik tehditleri, tedarik zinciri kırılganlıkları ve jeopolitik belirsizlikler 2026’da da sektörün en büyük sınavları olmaya devam edecek. Bu nedenle şirket birleşmeleri, stratejik ortaklıklar ve bölgesel güç merkezlerinin yükselişi daha sık gündeme gelecek. Havayolları ve savunma şirketleri artık yalnızca uçuşu değil, küresel risk yönetimini de işin merkezine koymak zorunda.
2026’da daha akıllı, yeşil ve dijital gökyüzü
2026, havacılık için sadece “daha fazla uçuş” anlamına gelmeyecek. Daha akıllı sistemler, daha çevreci çözümler ve daha entegre bir ekosistem bu yılın temel karakteri olacak.
Gökyüzünde hâlâ uçaklar olacak; ancak onların arkasında artık veriyle beslenen kararlar, çevresel sorumluluk ve ileri teknolojiyle şekillenen yeni bir dünya bulunacak. Havacılık, insan taşımaktan öte; inovasyonun, sürdürülebilirliğin ve dijital dönüşümün en güçlü simgelerinden biri olmaya devam edecek.
Bu gönderi kategorisi hakkında gerçek zamanlı güncellemeleri doğrudan bildirim almak için tıklayın.











