Havayolu sektörü rekor kârlara rağmen kırılganlığını koruyor. Politika parçalanması, tedarik zinciri sorunları, iklim krizi, siber tehditler ve makroekonomik belirsizlikler 2026’nın seyrini belirleyecek.
Küresel havacılık sektörü, 2025 yılında artan jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları ve politika belirsizliklerine rağmen 39,5 milyar dolarlık rekor net kâr elde etti. Ancak Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) Sürdürülebilirlikten Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Baş Ekonomisti Marie Owens Thomsen, bu tabloya rağmen havayollarının son derece kırılgan bir zeminde faaliyet göstermeye devam ettiğine dikkat çekiyor.
Thomsen’e göre, 2026 yılında küresel havacılığı şekillendirecek beş temel risk, sektörün büyüme potansiyelini, maliyet yapısını ve uzun vadeli sürdürülebilirlik hedeflerini doğrudan etkileyecek.
Rekor kâr, düşük marj gerçeğini gizleyemiyor
Havayolu şirketleri 2025’te tarihî bir kâr elde etmiş olsa da, sektörün net kâr marjı yalnızca %3,9 seviyesinde bulunuyor. Bu oran, havacılığı küresel ekonominin en düşük marjlı sektörlerinden biri yapmaya devam ediyor. Üstelik havayolu sektörü, tarihsel olarak hiçbir zaman %5’in üzerinde bir net kâr marjına ulaşabilmiş değil.
Yolcu başına düşen net kâr ise 7,90 dolar düzeyinde. Bu rakam, teknoloji devlerinin tek bir aksesuar satışından elde ettiği kârın bile gerisinde kalıyor. Uzmanlara göre bu durum, sektörün dış şoklara karşı ne kadar savunmasız olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.
1. Politika parçalanması
İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan çok taraflı uluslararası düzenin zayıfladığına dikkat çeken Thomsen, özellikle uluslararası ticaret ve iklim politikalarında yaşanan parçalanmanın havacılık sektörü için ciddi riskler yarattığını vurguluyor.
“Önce ben” anlayışıyla hayata geçirilen ulusal politikalar; küresel tedarik zincirlerini, hava taşımacılığı ağlarını ve rekabet dengesini bozuyor. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün (ICAO) yaklaşık 80 yıldır sürdürdüğü küresel uyumlaştırma sistemi de bu süreçten olumsuz etkileniyor.
Özellikle havacılıktan kaynaklanan CO₂ emisyonlarının azaltılmasına yönelik farklı ve birbiriyle uyumsuz düzenlemeler, sektörde maliyetleri artırırken çevresel faydayı sınırlı tutuyor. Parçalı vergi ve harç uygulamaları, hem rekabeti bozuyor hem de bilet fiyatlarını yükseltiyor.
2. Zedarik zincirinde aksamalar
Sektörün önündeki en somut operasyonel risklerden biri ise uçak tedarik zincirindeki kronik darboğaz. Küresel ölçekte rekor seviyeye ulaşan uçak sipariş birikiminin, 2031–2034 yıllarından önce normalleşmesi beklenmiyor.
Bu durum, havayollarının kapasite artışını sınırlandırırken uçak doluluk oranlarını tarihî zirvelere taşıyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, filoların yenilenememesi nedeniyle yakıt verimliliği artışının yavaşlaması ve karbonsuzlaşma hedeflerinin sekteye uğraması bulunuyor.
Uzmanlara göre bu tablo, havacılığın iklim hedefleri ile operasyonel gerçekleri arasındaki gerilimi daha da artıracak.
3. İklim krizi ve göç baskısı
Aşırı hava olayları, emtia fiyatlarındaki sert dalgalanmalar ve iklim kaynaklı altyapı sorunları; tarımdan küresel ticarete kadar pek çok alanı etkiliyor. Havayollarının 2050 net sıfır emisyon hedeflerine ulaşabilmesi için istikrarlı politikalar ve uzun vadeli finansman hayati önem taşıyor.
Ancak iklim politikalarında küresel iş birliğinin zayıflaması, bu dönüşümü yavaşlatıyor. Bunun yanında artan gıda ve su güvensizliği, yeni göç dalgalarını tetikleyebilir. Dünyada göçe karşı artan siyasi direnç ise sınır politikalarını sertleştirerek uluslararası yolcu trafiğini baskılayabilir.
4. Siber tehditler ve yapay zekâ
Dijitalleşme ile birlikte siber güvenlik, havacılık sektörünün en kritik başlıklarından biri hâline geldi. Yapay zekânın saldırganların kapasitesini artırması, jeopolitik gerilimler ve dijital bağımlılığın artması, küresel hava taşımacılığı ağını daha savunmasız kılıyor.
Yanlış bilgi üretimi, veri gizliliği ihlalleri ve güven kaybı gibi risklerin yanı sıra; yapay zekânın istihdam üzerindeki etkileri ve ekonomik eşitsizlikleri artırma potansiyeli de tartışma konusu. Thomsen’e göre, yapay zekânın kısa vadede yüksek verimlilik ve kâr artışı sağlayacağına dair somut kanıtlar henüz sınırlı.
5. Makroekonomik görünüm
Makroekonomik cephede ise ABD dolarının 2026’da değer kaybetme eğilimini sürdürmesi bekleniyor. ABD Merkez Bankası’nın faiz indirimleri, bütçe ve cari açıklar ile küresel yatırımcıların alternatif güvenli limanlara yönelmesi bu süreci destekliyor.
Zayıf dolar, maliyetlerinin yarıdan fazlası dolar cinsinden olan havayolları için olumlu bir gelişme. Buna ek olarak, elektrifikasyon ve LNG kullanımının artmasıyla petrol talebindeki yavaşlama, fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı yaratıyor. Bu da yakıt maliyetleri açısından sektöre nefes aldırabilir.
Havacılığın değerini savunmak
Tüm bu risklere rağmen Thomsen, havacılığın stratejik öneminin altını çiziyor. Enerji dönüşümü ile hava taşımacılığının birlikte ele alınmasının; tarımdan ticarete, inovasyondan verimlilik artışına kadar geniş bir ekonomik etki yarattığını vurguluyor.
Bugün havacılık sektörü 87 milyon kişiye istihdam sağlıyor ve küresel ekonominin %4’ünü destekliyor. Thomsen’e göre hava taşımacılığı yalnızca insanları bir noktadan diğerine ulaştırmıyor; küresel büyümenin, bağlantının ve ilerlemenin ana motorlarından biri olmayı sürdürüyor.
Bu gönderi kategorisi hakkında gerçek zamanlı güncellemeleri doğrudan bildirim almak için tıklayın.













